LUBExpert Yağlama Uygulaması – Bölüm 3: Doğru Takım

“Çevre davranışı şekillendirir.”
-Jacque Fresco-

Eğer büyük resmi görmek ve doğru zihniyete sahip olmak konularında hem fikirsek, doğru takımı toplama zamanı. Bundan sonrası içim “gerisi kolay, endişelenecek bir şey yok vb. yazmak güzel olurdu ama bu doğru olmaz. Endişelenecek çok şey var, birçok şey yanlış gidebilir ve kolay olmaktan oldukça uzaktır. Dürüst olmak gerekirse, bu bir kabus olabilir. Mühendisler, makineler ve teknolojilerle çalışacak şekilde eğitilmiştir ve konu makineler olduğunda gayet başarılıdırlar. Ama bu kez konumuz insanlar ve bu tamamen farklı bir beceri gerektiriyor. Yeterince ölçülemez, yeterince somut değildir ve neredeyse hiçbir şey öngörülebilir değildir. Bu insanların, duyguları, motivasyonları, kişisel ilgi alanları, kişisel yaşamları ile ilgilidir… ve dürüst olalım, mühendisler nadiren bu tür bir iş ile başa çıkmak için eğitilirler. Bu aşamada yapılan hatalar çoğu zaman en iyi strateji ve planları bile mahvedebilir. Hayal kırıklığı sizi vazgeçme noktasına getirebilir. Daha önce oldu, şu an oluyor ve gelecekte de olacak.

Bir an için endüstriyel ortamımızın dışına çıkalım. Güzel Adriyatik’te bir yerde küçük bir yelkenli ile bir seyahat planladığınızı düşünün. Bu maceraya katılmak için beş veya altı kişilik bir ekibiniz var. En az yirmi arkadaşınız nasıl yelken açacağını biliyor – en azından temel bilgileri biliyorlar – ya da onlara kolayca öğretebileceğiniz nitelikteler. Takımınızı yirmiden beşe nasıl indiriyorsunuz? Öncelemeniz gereken nedir? Sadece yelkencilik becerileri mi? Ben öyle düşünmüyorum. Benim için neyin önemli olabileceğinden bahsetmeme izin verin.

Zihinsel motivasyon çok önemlidir. Şikayetçi veya kolay vazgeçen insanlar ister miyim? Takım oyuncusu olmak çok önemlidir. O yolculuğa çıkma arzusu çok önemli, bu konuda tutkulu mu? Diğer ekip üyeleriyle anlaşmak da önemli gibi görünüyor. Daha ileri gidelim, sorunlu kişisel yaşantı? Yemek konusunda seçici mi? Bir iki birayla idare edebiliyor mu? Horlar mı? Kişisel hijyen sorunları? Tembel mi?

Yolculuğumuzu planlamak için arkadaşlarımızı seçerken detayların ne kadar derinlere gittiğini görüyor musunuz? Teknik yelkencilik becerileri ikincildir. Ne de olsa bir yolculuk ve birlikte çok zaman geçireceksiniz.

Yağlama yolculuğunuz çok farklı değil; belki biraz daha karmaşık. Biraz eğlence arayan bir arkadaş grubu yerine, sekiz saatlik mesailerinde işlerini tamamlayan bir arkadaş grubu.

İşte örnek verebileceğimiz başka bir senaryo. Sekiz kişilik bir kürek ekibi olduğunuzu düşünün; Oxford ve Cambridge gibi, 1829’dan beri yarışıyorlar (1856’dan beri her yıl olmak üzere). Güç ve dayanıklılık elbette çok önemlidir, ancak takımı nasıl seçersiniz? Önemli olan nedir? Sadece güç ve dayanıklılık mı? Yine öyle düşünmüyorum. Birlikte harcayacakları zamanı ve bu yarışa hazırlanmak ve elbette sonunda kazanmak için yapmaları gereken her şeyi hayal edin.

Aynı sorular geçerlidir; zihniyet, takım oyuncusu olmak ya da olmamak, arzu, tutku, tutum, sorunlu kişisel yaşantı? Yemek seçer mi? Bir iki birayla idare edebiliyor mu? Horlar mı? Kişisel hijyen sorunları? Tembel mi?

Bir ekip kurarken ne kadar derine inmeniz gerektiğine dikkat edin. Güç ve dayanıklılık, benzerlik ve uyumluluğa göre ikincil görünüyor. Takımla birlikte hareket edemeyen bir insan ile hiçbir şey yapmayan bir insan arasında seçim yapmak zorundaysanız, ikincisinin daha iyi olduğunu söylüyorlar.

Yedi kürek çekiyor ve biri hareketsiz duruyorsa, beklenen gücün % 87,5’ine sahipsiniz. Takımın tümü kürek çekiyorsa, ancak bunlardan biri doğru hızda değilse, verimliliğiniz % 75 veya daha azına düşebilir (elbette rakamlar kendi işimize birebir uygulanamaz ama söylemek isteğim anlaşılmıştır). İki kötü olasılık arasında seçim yapılacaksa; yanlış organize olmuş ama daha güçlü takım arkadaşlarındansa, doğru organize olmuş ama daha zayıf takım arkadaşına sahip olmak daha iyidir. Bu iki örnek, işinizin, küçük ve sessiz adımlarla veya süratle, nasıl etkileneceğini kötü etkileneceğini göstermektedir. Her iki senaryo da yıkıcı sonuçlara yol açar.

Şimdi, iki kötü seçenek arasından seçim yapmamız gerekmediğinden emin olalım. % 100’ü hedefleyin ve takımınızı iyi kurun.

Biliyorum, karmaşıktır ve doğru yapmak için tüm dikkatinizi ve liderlik becerilerinizi kullanmanızı gerektirir. Firmanız için doğru, sizin için doğru ve tüm ekip üyeleriniz için doğru.

  1. Siz – Patron değil lider olun

Lider olmak, patron olmanın tam tersidir. Bunu gerçekten anlamayan bir çok insan için bu klişeyi tekrar etmek, gerçekleştirmekten çok daha kolay. Bir patron olarak, astlarınıza emir verirsiniz ve onlardan işleri yürütmelerini beklersiniz. Kesinlikle her şeyi kontrol altında tutabilen mutlak bir dahiyseniz bu işe yarayabilir. Ancak, tüm bunları kendiniz yapabiliyorsanız, neden bir takıma ihtiyacınız olsun?

Bir patron olarak, bir çalışanın yalnızca zamanına sahipsiniz, günde 8 saat ve normalde hepsi bu kadar. Liderler çok daha fazlasını sahipler; kültür, katılım, sahiplenme, inisiyatif … liderler tümünü alır. Bir lider olarak, başkalarına daha iyi olmaları için hizmet edersiniz. En değerli kaynağı yani insanları geliştirirsiniz ve tüm sistemin iyileştirilmesi çok daha hızlı gerçekleşir. Başkalarına hizmet vermenin yanı sıra, eylemleri için tam sorumluluk alırsınız. Kolay değil, ama ödülü de büyük.

Bu kesinlikle liderlik hakkında bir ders değildir, ancak bazı ipuçları kullanışlı olabilir. Otoriteyi kullanmayı unutun, tutkuyu kullanın. Ekibinizin en önemli üyelerinden biri muhtemelen patronunuz, üst yönetimde programınızı destekleyen kişi. Patronun otoriter olması oldukça zor, değil mi? Tutkunuzu ve inançlarınızı aktarın, açıklayın ve öğretin, saygı duyun, motive edin, mikro yönetmeyin, hedefleri anlayabilecekleri bir dil kullanarak her takım üyesine anlatın. Değerler, inançlar, davranışlar ve ritüeller yani kültür. Ekibinizde gerçekleştireceğiniz ilk görev budur. Teknolojik fayda ise bu verimli toprakta iyi bir şekilde büyüyecektir.

  1. Takım –“ WANTers” VS. “MUSTers”* (İsteklilere karşı Mecbur olanlar)

Bu İngilizce kelimeler, sık sık gördüklerimi daha iyi aktarabilmek için uydurduğum iki kavram. İnsanlar belirli görevlere atanırlar ve üstleri onları takıma katılmaya gönderir. Yani… MECBURdurlar. Bir MUSTer’ı kolayca tanıyabilirsiniz, belki eğitim sırasında akıllı telefonunla ilgilenen kişi O’dur. Birbirinizin zamanını boşa harcıyorsunuz. Ve bu onun hatası değil. Çoğu durumda onu gönderen kişinin, sizin hatanızdır. MUSTer kişiler doğuştan böyle değildi, sistem onları yaratıyor. Patronlar, bu insanları anlamadıkları veya ilgileri olmayan bir şey yapmaya zorlayarak bu sonuçları alırlar. İşi asla doğru yapmayacaklardır. Takımınızda MUSTer’a yer vermek istemezsiniz çünkü er ya da geç kazanırlar .. ve kaybedersiniz.

Başka bir yol deneyin. Programınızı tanıtın, fikri tanıtın, onun hakkında konuşun, bilgi paylaşın, planlarınızı paylaşın. Konuya hakim olduğunuzdan emin olmak için kendinizi duymanız gerekir. Ve dinleyin. Tutkunuza kendi tutkularıyla tepki gösterenleri tanıyın. Ve orada takım arkadaşlarınızı bulacaksınız.

MUSTer, en iyi senaryoda, DO-er olur.* (Mecburen Yapanlar, en iyi senaryoda, (yalnızca/öylesine) Yapan olurlar.)

WANTer ise bir THINKer olur.* (İstekliler ise Düşünür olur.)

Düşünürlere ihtiyaç var.

  1. Destekleyenler – Sessiz Kalanlar – Karşı Çıkanlar

Ekibinizi “destekleyenler” grubundan topladıktan sonra iş bitmedi. Diğer iki grup, “sessiz kalanlar” ve “karşı çıkanlar” da işletmenizin bir parçası ve işlerini yapıyorlar.

Programınız için ihtiyacınız olan bileşenler var;

  • Neden evet? – anladığınızdan emin olmak için
  • Neden hayır? – başkalarının çekincelerini anlamak için

Her ikisine de ihtiyacınız var, bunu aklınızda bulundurun.

İnsanlar genellikle “sessiz kalanlar” hakkında bir şeyler yapmayı daha cazip bulur. “karşı çıkanlar” ile mücadele etmek için, “sessiz kalanları“ ikna etmeye çabalarlar. Bunu yapmayın.

“sessiz kalanlar” sadece kenara çekilecek ve gözlemleyecek olan insanlardır. Asla ikna olmuş gözükmeyecekler. Planları güvende kalmak. Bir fikirleri var ama sessiz olmayı ve riskten kaçmayı seçiyorlar. Korkaklar? Belki, ama bu konumuz değil. Potansiyel bir fayda elde etme seçeneği göz önüne alındığında, risk almak ve belki de hiçbir fayda elde etmemek yerine, her zaman en güvenli, risksiz yolu seçeceklerdir. İstediğiniz kadar dil dökün, açıklayın ancak tutumları değişmeyecektir. Çünkü bu kavrama kapasitesi ile değil, zihniyetleriyle ilişkilidir. Planları basit ve etkilidir; başarılı olursanız, size sarılırlar ve derler ki: “Başından beri sana inandım arkadaşım” .. eğer başarısız olursanız: “Ben demiştim!!”.

Onları görmezden gelin, zamanınızı ve enerjinizi boşa harcamayın.

“karşı çıkanlar”, fikirlerinize ve programınıza açıkça muhalefet edecek olan insanlardır. Yüksek sesle ve açık bir şekilde söylüyorlar ve nedenlerini sunuyorlar. Onlar düşmanımız mı? Hayır! Bir fikirleri var ve bunu ifade etme cesaretleri var. Buna saygı duymalısınız. Onlara karşı savaşırsanız, onları düşman olarak tanırsınız, ancak daha iyi bir yol vardır. Onlardan öğren! Güçlü bir rakibe sahip olmak bir nimettir. Onların durduğu yer, yüksek sesle ve açıklıkla dile getirdiği çekinceler, durumu tam olarak anlamak için ihtiyacınız olan şeydir.

Neden “hayır” dediklerini dinleyin, bu size başkalarının neyi anlamadığı konusunda fikir verecektir. Bu yüzden bileşenlerden biri “karşı çıkanlar”dır. Onları yakın tutun, dinlemeye devam edin. Karşınızda çok değerli bir rakip var, düşman değil. Görmezden gelinmemeli veya tartışılmamalı, haklı olabilirler, hatta SİZE bir şey öğretebilirler bile.

Sana katkı sağlayacaklar.

  1. “Kişisel küçük projemde BEN” VS. “SİZİN projenizde ben”
  • Hedefleri genelden özele doğru; firmanızın, departmanınızın ve bireylerin olmak üzere belirleyin. Her biri için farklı bir üslup gerekli, bu yüzden ihtimamı elden bırakmayın.
  • Stratejinizi bireysel seviyeye kadar öğeler halinde dilimleyin

Şimdi, tüm açıklığıyla belirlenmiş hedefleri ve paylaştırılmış stratejik görevleri ile.. her bir ekip üyesine yürütmeleri için, kendi özel mikro projelerini sunun. Detaylandırın ve kişiselleştirin: manevra alanı, sorumluluk, haklar ve yükümlülükler. İnsanlar kendi projelerini yürütürken çok daha başarılı olurlar bu yüzden herkesin kendi projesi için çalıştığını hissetmesi gerekir, bunu açıkça ortaya koyun. Bunu yaparak liderler yaratırsınız ve bu bir lider olarak sizin firmanıza sağladığınız katkıdır.

Sizin gibi düşünen arkadaşlarınızla çevrili olduğunuzu, sizin gibi düşünmeyen meslektaşlarınızı dikkatle dinlediğinizi, görüşlerini ifade etme cesareti olmayanları önemsemediğinizi düşünelim. Orda bulunmak için ne güzel bir yer.

Ekibiniz, kendi mikro projelerini gururla yürüten, başarı için kredi alan ve başarısızlıklardan sorumluluk alan bir grup liderdir. Suçlama değil – yardım ön planda, rol çalınmıyor – paylaşılıyor.

Bu pozisyondaysanız, zaten başarılısınız ve bir aile edindiniz.

Ben şahsen birinde çalışıyorum.

Artık teknolojiyi işe koymanın zamanı geldi.

..Bölüm 4’te

Haris Trobradovic‘in 2 Haziran 2020’de yayınladığı “LUBExpert Implementation – Part 3” isimli yazısından Türkçeye çevrilmiştir.
Çeviri: Alican Gözüaçık


SDT Ultrasound Solutions yetkli teknik servisi ve Türkiye tek distribütörü

İletişim
sdt@cfu.com.tr